Ev Dağınık Değil, Zihinler Yorgun
Bazen evin içinde dolaşırken gözümüz yere takılmaz, zihnimiz yorulur. Her yerde oyuncaklar vardır ama çocuk gelir ve o tanıdık cümleyi söyler: “Anne, sıkıldım…” O an anlarız ki mesele oyuncak azlığı değildir. Tam tersine, fazlalığın getirdiği görünmeyen bir yorgunluk vardır. Çok seçenek, küçük bir zihin için bazen karmaşa demektir ve o karmaşa oyunun önüne geçer.
Çocuğun önünde onlarca oyuncak olduğunda, hangisiyle oynayacağını seçmek bile başlı başına bir yük haline gelir. Ama seçenek azaldığında oyun değişir. Daha uzun süre aynı oyuncağın başında kalır, daha derin düşünür, yeni oyunlar kurar. Çünkü azlık, çoğu zaman hayal gücünü büyütür. Belki de bazen en doğru yaptığımız şey, biraz geri çekilip alan açmaktır.
Evdeki tüm oyuncakları göz önünde tutmak zorunda değiliz. Hatta çoğunu bir süreliğine ortadan kaldırmak, eksiltmek değil değerini artırmaktır. Oyuncakları gruplara ayırıp sadece bir kısmını görünür bırakmak, diğerlerini bir süreliğine kaldırmak yeterlidir. Sonra zamanı geldiğinde yer değiştirirsiniz. O kutudan çıkan eski bir oyuncak, çocuk için yepyeni bir heyecan olur. Sanki yeniden alınmış gibi… Çünkü çocuklar bazen unutmakla yeniden sevmeyi öğrenir.
Eşyaların bir yeri olmadığında aslında hiçbir zaman tam anlamıyla toplanmazlar. Sadece bir yerden başka bir yere taşınırlar. Oysa her şeyin küçük de olsa bir adresi olduğunda, düzen yavaş yavaş kendiliğinden oluşur. Kumanda, çanta, oyuncak… Hepsi yerine alışır. Çocuk da zamanla bu düzenin bir parçası olur. Küçük kutular, basit etiketler ve tekrar… Adresi belli olan eşya kaybolmaz.
Dağınıklık bir anda oluşmaz ama biriktiğinde göz korkutur. Bu yüzden büyük temizlikler yerine küçük alışkanlıklar daha kalıcıdır. Günde sadece beş dakika ayırmak bile yeterlidir. Bir müzik açılır, herkes kendi payına düşeni toplar. Belki küçük bir yarış, belki bir gülüş… Ve fark edilmeden ev toparlanır. Düzen bazen uzun uğraşlarla değil, kısa ama düzenli adımlarla gelir.
Dışarıdan gelen her şeyin evin içine kadar ilerlemesi gerekmez. Ayakkabılar, çantalar, montlar… Eğer girişte küçük bir düzen kurabilirsek, evin içi de nefes alır. Çocukların ulaşabileceği askılar, kendilerine ait küçük alanlar… Bunlar sadece düzen kurmaz, aynı zamanda sorumluluk da öğretir. Çünkü bir çocuk, ait olduğu yeri bildiğinde sahip çıkmayı da öğrenir.
Zamanla evdeki eşya sayısı fark edilmeden artar. Bir oyuncak gelir, diğeri kalır ve böylece fazlalık sessizce çoğalır. Oysa küçük bir denge her şeyi değiştirir. Eve yeni bir şey girdiğinde, eskilerden birine veda etmek… Bu, çocuğa sadece sadeleşmeyi değil, paylaşmayı da öğretir. Sahip olmanın değil, seçmenin değerini anlamaya başlar.
Çocuklu bir evin kusursuz görünmesi gerekmez. Dağınıklık olur, ses olur, hareket olur. Ama önemli olan şudur: Eşyalar mı önde, yoksa anlar mı? Düzen dediğimiz şey, her şeyin mükemmel olması değil; zihnin yorulmadığı bir alan kurabilmektir. Bir günde her şeyi değiştirmek zorunda değiliz. Sadece bir yerden başlamak yeterlidir. Belki bir kutu oyuncakla, belki beş dakikalık bir alışkanlıkla… Çünkü en kıymetli miras, çocuklara bırakılan tertipli bir ev değil; o evin içinde birlikte yaşanan huzurlu anlardır.