Ayağını Yorganına Göre Uzat

Sonbaharın serinliği yavaş yavaş akşamın üzerine çökerken, küçük evin mutfağından tarçınlı çayın kokusu yükseliyordu. Pencerenin önündeki sardunyalar rüzgârla hafifçe sallanıyor, duvardaki eski saat düzenli tik taklarla zamanı sayıyordu.

O akşam bütün aile bir aradaydı.

Anneanne örgüsünü dizlerine sermişti. Dede gözlüğünün üzerinden torunlarını izliyor, ara sıra gülümseyerek bıyıklarını düzeltiyordu. Anne mutfakta son tabakları toplarken baba masanın üzerindeki faturaları sessizce düzenliyordu.

Sekiz yaşındaki Pınar ise heyecanla elindeki renkli broşürleri sallayarak içeri girdi.

“Anne! Baba! Bakın! Yeni açılan mağazada kocaman oyun evi var. Hem ışıklı hem kaydıraklı! Bir de yanında oyuncak mutfak veriyorlarmış!”

Küçük kardeşi Cihan da hemen atıldı:

“Bize alalım! Hem hemen alalım!”

Anne ile baba birbirine baktı. Anne hafifçe gülümsedi ama gözlerinde düşünceli bir ifade vardı.

Baba çocukları yanına çağırdı.

“Güzelmiş… Ama her istediğimizi hemen alabilir miyiz sizce?”

Pınar biraz dudak büktü.

“Niye alamıyoruz?”

O sırada anneanne örgüsünü bıraktı. Koltuğuna biraz yaslandı ve yumuşak sesiyle konuşmaya başladı:

“Size bir hikâye anlatayım…”

Çocuklar hemen yere oturdu.

Anneanne anlatırken dışarıdaki rüzgâr pencereye hafifçe vuruyordu.

“Biz gençken dedenizle ilk evimize taşındığımızda küçücük bir evimiz vardı. Bir gün komşumuz yeni mobilyalar aldı. Salonları çok güzel olmuştu. Ben de heveslendim. Dedene dedim ki: ‘Biz de alalım.’ O zaman paramız yetmiyordu ama ben çok istedim.”

Dede hafifçe güldü.

“Ben de gençlik işte… Gittim borçla aldım.”

Çocukların gözleri büyüdü.

“Sonra ne oldu?” diye sordu Cihan.

Anneanne derin bir nefes aldı.

“Sonra aylarca zorlandık. Pikniğe gidemedik, küçük ihtiyaçlarımızı erteledik. Bir gün deden şöyle dedi…”

Dede çocuklara dönüp sakin bir sesle konuştu:

“Evladım, ayağını yorganına göre uzatmazsan ya ayağın üşür ya da yorgan yırtılır.”

Pınar merakla sordu:

“Ne demek o?”

Baba masadaki kalemlerden birini aldı.

“Şu an elimizdeki imkânları düşünmeden hareket edersek sonra zor durumda kalabiliriz demek. İstemek güzel ama zamanı gelince almak daha güzel.”

Anne de çocukların yanına oturdu.

“Bakın, birlikte bir hedef koysak? Her hafta biraz biriktirsek. Gerçekten istiyorsanız birlikte alırız.”

Pınar bir süre düşündü.

Broşüre baktı.

Sonra anneanneye.

Sonra da salondaki sıcak ışığa…

“Belki de hemen almak yerine beklemek daha güzel olur,” dedi.

Cihan da başını salladı.

“Biriktirme kutusu yapalım!”

Dede gülümsedi.

“İşte şimdi yorgan ölçüsüne göre uzandınız.”

O akşam oyun evi alınmadı.

Ama anne eski bir kutu getirdi, Pınar boyadı, Cihan üzerine yıldızlar çizdi. Kutunun üstüne büyük harflerle şunu yazdılar:

“Hayallerimiz İçin.”

Ve günler geçtikçe kutu yavaş yavaş doldu.

Çocuklar o kutunun içinde sadece para değil; sabrı, emeği ve doğru zamanı beklemeyi de biriktirdiler.

Çünkü bazen mutluluk, hemen sahip olmakta değil; birlikte emek vererek ulaşmakta saklıydı.

Ve o evde o günden sonra bir söz sık sık hatırlandı:

Ayağını yorganına göre uzat. Çünkü ölçülü yaşamak, eksilmek değil; huzuru korumaktır.