Ormanda Mutlu Bir Gün

Emre o sabah gözlerini erkenden açtı. Perdenin arasından içeri giren güneş ışığı odasını aydınlatıyordu. Ama onu uyandıran şey güneş değildi… içindeki heyecandı.

Bugün çok özel bir gündü. Çünkü ailesiyle birlikte ormana gideceklerdi.

Hemen yatağından kalktı, koşarak mutfağa gitti.

“Anne! Bugün gidiyoruz değil mi?” diye sordu nefes nefese.

Annesi gülümseyerek başını salladı.

“Elbette gidiyoruz. Ama önce güzel bir kahvaltı.”

Babası da çantaları hazırlıyordu. İçine sandviçler, meyveler, su şişeleri ve küçük bir battaniye koydu.

Emre de kendi çantasını hazırladı. En sevdiği defterini, renkli kalemlerini ve küçük bir büyüteci koydu.

“Bugün her şeyi keşfedeceğim,” dedi kararlı bir şekilde.

Kahvaltıdan sonra yola çıktılar. Araba ilerledikçe şehir geride kaldı, yerini ağaçlara ve yeşilliğe bıraktı. Emre camdan dışarı bakarken gözleri parlıyordu.

Sonunda ormana vardılar.

Emre arabadan iner inmez etrafına baktı. Ağaçlar o kadar uzundu ki gökyüzüne değiyormuş gibiydi. Kuşlar cıvıldıyor, rüzgâr yaprakları hafifçe sallıyordu. Toprak güzel bir koku yayıyordu.

Emre derin bir nefes aldı.

“Burası harika!” dedi.

Babası gülümsedi.

“Doğa her zaman güzeldir, yeter ki dikkatle bakalım.”

Yürüyüşe başladılar. Emre yerdeki kozalakları topladı, farklı şekillerdeki taşlara baktı. Bazı yaprakları incelemek için büyütecini kullandı.

“Anne bak! Bu yaprak diğerlerinden farklı,” dedi.

Annesi eğilip baktı.

“Evet, çünkü bu farklı bir ağaçtan düşmüş.”

Emre her şeyi merak ediyor, her şeyi öğrenmek istiyordu.

Bir süre sonra küçük bir dereye ulaştılar. Su taşların arasından şırıl şırıl akıyordu. Güneş ışığı suyun üstünde parlıyordu.

“Elimden tutar mısın?” diye sordu Emre.

Babası elini uzattı.

“Tabii ki.”

Emre dikkatlice taşların üzerine basarak karşıya geçmeye başladı. Bir an ayağı kayar gibi oldu.

“Dikkat!” dedi annesi.

Ama Emre babasının elini sıkıca tuttu ve dengesini yeniden buldu.

“Başardım!” diye sevinçle zıpladı.

Babası gülümsedi.

“Cesaretli olmak böyle bir şey.”

Yürüyüşlerine devam ettiler. Bir süre sonra ağaçların arasında garip bir ses duydular. Çok hafifti ama farklıydı.

Emre durdu.

“Bu ne sesi olabilir?”

Hep birlikte sesi takip ettiler. Çalılıkların arasında küçük bir kirpi vardı. Ayağı ince bir dala takılmıştı ve kurtulamıyordu.

Emre’nin yüzü ciddileşti.

“O korkmuş… yardım etmeliyiz,” dedi.

Babası dikkatlice yaklaştı. Yavaşça dalı kaldırdı. Kirpi önce kıpırdamadı, sonra yavaşça ayağını kurtardı.

Bir an Emre’ye baktı gibi oldu… sonra küçük adımlarla çalılıkların arasına doğru yürüyüp kayboldu.

Emre derin bir nefes aldı.

“Artık güvende.”

Annesi onun omzuna dokundu.

“Doğada yaşayan canlılara yardım etmek çok güzel bir davranış.”

Biraz daha yürüdükten sonra güzel bir açıklık buldular. Çimenlerin üzerine battaniyeyi serdiler ve yemek yemeye başladılar.

Emre sandviçini yerken etrafa bakıyordu. Kuşlar dallarda zıplıyor, kelebekler çiçeklerin etrafında uçuyordu.

Yemekten sonra defterini çıkardı.

Bugünü çizmeye başladı.

Ağaçları çizdi. Dereyi çizdi. Küçük kirpiyi çizdi. Ve en sonunda kendisini, annesini ve babasını çizdi… el ele yürürken.

“Bitti!” dedi gururla.

Babası deftere baktı.

“Harika olmuş. Ama en önemli şeyi de unutma.”

Emre merakla sordu:

“Neyi?”

“Bugün hissettiklerini.”

Emre bir an düşündü.

“Mutluyum,” dedi. “Çok mutluyum.”

Güneş yavaş yavaş batmaya başladı. Hava serinledi. Toplanıp geri dönme zamanı gelmişti.

Emre biraz yorulmuştu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Arabaya bindi, başını cama yasladı. Ağaçlar geride kalırken sessizce düşündü:

“Bugün sadece gezmedim… bir macera yaşadım.”

Annesi ona baktı.

“En güzel maceralar birlikte yaşananlardır.”

Emre gözlerini kapattı.

O gün şunu öğrendi:

Doğa keşfedilecek kocaman bir dünyaydı.

Ama aile… insanın kendini en güvende hissettiği yerdi.

Ve bu günü hiç unutmayacaktı.